Çırpınıyorum kelimelerin arasında. Ciğerlerimi tıkadı harflerim. Yılanın ağzının içine düştüm, denize sarıldım. boğdum kendimi. Bana özel bu. Yılanımın içinde can çekişirken bile hayatın rutinliğinden sıkılmak... Sıkıntının içinde dik duruyormuş gibi yapmak... Yalan. Yaptığım tek şey konuşarak affettirmeye çalışmak günahlarımı. Tanrıyla anlaşmaya çalışıyorum, dış kapıda şeytan beklerken not defteri elinde... Bilmiyorum ki, aslında şeytana gitmeliyim. Sağ elinde mürekkepli bir kalem ve tükürüğüm mürekkebi. Yazdıkça siliyor yani o not defterinden... günahlarımı...
Sözcüklerimden ibaret kaderim. Tükenmeye başlayan tükenmez kalemimin yazmayı başaramadığı A harfinin ilk çizgisi sırat köprüsü benim için...
sus konuşma. seslerin düğümlenmiş boğazında çoktan. Uzak dur, dokunma bana Günahlarımın nefesi bile kirletir seni...
Sadece,
sadece rol yap önümde. ayakların yere sağlam basarmış gibi. Belki de pandomim. Benim gibi değilsin sen. Kelimelere ihtiyacın yok. Görevin inandırmak beni zirvenin diplerinde son bulan uçurumdan atlamanın zevkli olduğuna... İnanmaya başlıyorum giderek.
Belki de tek repliğimbu oyunun içinde "Seni seviyorum!" demek şu hep terkedene. Yüzünügöstermeyen sevgiliye. Sevgililiğinden bihaber sevgiliye. Belki de sözüm bile yok. Sadece sevmek benim işim. Kapalı gişe oynayan ve tek bileti satışa çıkan bu koca tiyatroda, tek seyirci olan tanrıyı inandırmak sevgime. Tıpkı bir figüran gibi konuştum şimdi işte... Hah. Evet figüranım ben...
Ah hayat,
bu sabah da kaybettin her sabahki gibi saflığını. bozdu ruhum seni yine. bozuk hayat. madeni paralarım takılıp kaldı yine. yetmiyor mu çalıştırmaya? ne yapayım be hayat, elimden gelen bu benim. Bozmak seni ve sonra bozuk olduğunu bildiğin halde madeni paralarınla çalıştırmaya uğraştığın küçük oyuncak ayılar cenneti gibi kullanmak elimden gelen... Seni satın alamıyorum belki, ama seviyorum lan seni...
cesaretim yok işte senden vazgeçmeye. en berbat haldeyken bile yine gözlerimi alıyorsun güzelliğinle. ah hep böyle olmak zorunda mı? neden kötüler hep ilgi çeker? neden cezbeder sürekli, çivilenir aklına insanın? hayat, evet boktansın. ve hayat, evet seni seviyorum.
tanrıya da iki çift lafım olacak, hazır lafı gelmişken... tebrik etmek istiyorum seni. boşuna tanrı olmamışsın sen, aferin. en büyük cezayı vermeyi iyi biliyorsun. tutkularına uyup da sevişenlerin içine birazcık korku birazcık pişmanlık birazcık nefret serpiştiriyorsun. nasıl da tutturuyorsun her seferinde? ne yetenek ama... şeytandan daha günahkarsın sen.
sığınayım mı sana? tapınayım mı? adını mı zikredeyim her seferinde? peki. peki, sen, gösterecek misin yüzünü onun bir kere? bir kere göreyim nolur. yokluğundan emin olduğum birinin varlığıyla avunayım. bi kere daha düşeyim gözlerinin içindeki boşluğa. sadece bi kere göster yüzünü onun bir kere...
bide şu benim olmayan sevgilime de bi iki şey söyleyeyim.
ciğerlerimde can veren, acı ceken, soluğmda son bulan, hayat verirken katledensin...
paslı bir makasla kazı kafanı kafa tasına kadar fikirde kalmasın. çünki zifiri mantığım suça aşık. dev bir ordusun senki kendi diline yenilen. dibini bulamadığın sevgi masallarında maksat ne söyle bana..
şımartılmış saatlerine bir iki disiplin cezası vermek isterim. e ebatı edebsizdi, cebsizdi hislerim. duygu koyamadım kırılıverdi ellerim satırlara yetmez oldu yandı verilerim...
yüreği parçalanmış bir palyaçoyum.. sahne alırım, alkış tutar pasak eller. hayalet şehirde ileri gelenler, anlamaz...
aklımın vuran ibresi battı derine, kirana takipen eydiğim başımı parmaklarımla sağımı solumu kurcalayana dek melekler hesabını bitirmiş olur umarım...
Yorum yap